Açıkçası bu haftanın fragmanını izlerken en çok dikkatimi çeken şey, Kenan tarafındaki o sessiz çöküş oldu. Serkan Kuru'nun bu sezon yaptığı iş gerçekten ayrı bir yerde duruyor; adam tek bir replik söylemeden, sadece bakışını kaçırarak, çenesini sıkarak anlatıyor derdini. Fragmanda Çağla meselesinin yine düğümlendiğini görüyoruz, kızına yaklaşmaya çalıştığı her an birileri ya da bir engel araya giriyor ve o kapıda kalmış baba hali insanın içini acıtıyor. Bir sahnede elinin titrediğini fark ettim, küçük bir detay ama bu diziyi diğerlerinden ayıran da tam olarak bu zaten. Taner cephesinde işlerin yine karıştığını, geçmişten gelen bir hesabın masaya yatırılacağını sezdiriyor fragman; konuşmaların yarıda kesilmesi, telefonun kapanması falan klasik kurgu oyunu ama işe yarıyor. Dilek ile Taner arasındaki o gerilim de hâlâ çözülmüş değil, aralarındaki mesafe sanki her bölüm bir adım daha açılıyor. Yusuf tarafı ise tam bir hüzün deposu; çocuğun bir kere yüzü gülsün diyorum ama senarist sanki ona ayrı bir not düşmüş, ne zaman nefes alacak olsa yeni bir yük biniyor omzuna. Konak sahnelerinde Zahide'nin o her şeyi çözen bakışı yine devrede, bir şeyden şüphelendiği belli. Bir de fragmanın sonundaki o kısa kavga ya da itiş kakış görüntüsü var ki kimin kiminle olduğu net seçilmiyor, bence bilerek öyle kurgulamışlar. Gediz'in o yeşil manzarası, türkü, rüzgâr derken yine aynı tada bağlanıyor her şey.
Benim tahminim şu yönde: Kenan ile Çağla'nın kavuşması bu bölümde tam olmayacak ama ciddi bir adım atılacak, belki bir bakışma, belki yarım kalmış bir sarılma. Senaristin bunu uzatmaktaki amacı belli, seyirciyi o ana kadar taşımak istiyor; fakat şunu söyleyeyim, o kavuşma sahnesi geldiğinde arkada damardan giren bir türkü yoksa valla hakkımı helal etmem, bu diziye yakışan budur çünkü. Gönül Dağı'nın en güçlü silahı zaten müzikle duyguyu birleştirmesi, bunu da gayet iyi biliyorlar. Taner meselesine gelirsek, bence ortaya çıkacak sır onun istediği gibi gitmeyecek ve bu kez gerçekten köşeye sıkışacak; Dilek'in sabrı da bitmek üzere gibi görünüyor, belki bir ayrılık değil ama ciddi bir yüzleşme bekliyorum. Yusuf için umudumu kaybetmedim, ona dair bir sürpriz hazırlandığını düşünüyorum, çocuğun payına da bir güzellik düşsün artık. Konak cephesinde Zahide'nin devreye girmesiyle birkaç düğüm çözülür, en azından kısmen. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim: bu kadrodaki oyunculara hâlâ doğru düzgün ödül verilmemesi bana çok tuhaf geliyor. Ekran başında milyonlarca insanın gözünü yaşartan, pazar akşamlarını bayram havasına çeviren bir iş bu. Ödül jürileri neye bakıyor bilmiyorum ama halkın gönlündeki yeri zaten tescilli. Umarım bölümün sonunda hepimizi bir araya getiren o meydan sahnelerinden biri olur, herkes toplanır, belki bir oyun havası, belki bir düğün hazırlığı. Bu dizinin bize verdiği huzur gerçekten az bulunur cinsten, o yüzden hiç bitmesin diyorum. Pazar akşamını bekliyoruz, bakalım senarist bu kez kalbimizi hangi noktadan yakalayacak.
Bölüm Yorumu
Gönül DağıAçıkçası bu haftanın fragmanını izlerken en çok dikkatimi çeken şey, Kenan tarafındaki o sessiz çöküş oldu. Serkan Kuru'nun bu sezon yaptığı iş gerçekten ayrı bir yerde duruyor; adam tek bir replik söylemeden, sadece bakışını kaçırarak, çenesini sıkarak anlatıyor derdini. Fragmanda Çağla meselesinin yine düğümlendiğini görüyoruz, kızına yaklaşmaya çalıştığı her an birileri ya da bir engel araya giriyor ve o kapıda kalmış baba hali insanın içini acıtıyor. Bir sahnede elinin titrediğini fark ettim, küçük bir detay ama bu diziyi diğerlerinden ayıran da tam olarak bu zaten. Taner cephesinde işlerin yine karıştığını, geçmişten gelen bir hesabın masaya yatırılacağını sezdiriyor fragman; konuşmaların yarıda kesilmesi, telefonun kapanması falan klasik kurgu oyunu ama işe yarıyor. Dilek ile Taner arasındaki o gerilim de hâlâ çözülmüş değil, aralarındaki mesafe sanki her bölüm bir adım daha açılıyor. Yusuf tarafı ise tam bir hüzün deposu; çocuğun bir kere yüzü gülsün diyorum ama senarist sanki ona ayrı bir not düşmüş, ne zaman nefes alacak olsa yeni bir yük biniyor omzuna. Konak sahnelerinde Zahide'nin o her şeyi çözen bakışı yine devrede, bir şeyden şüphelendiği belli. Bir de fragmanın sonundaki o kısa kavga ya da itiş kakış görüntüsü var ki kimin kiminle olduğu net seçilmiyor, bence bilerek öyle kurgulamışlar. Gediz'in o yeşil manzarası, türkü, rüzgâr derken yine aynı tada bağlanıyor her şey.
Benim tahminim şu yönde: Kenan ile Çağla'nın kavuşması bu bölümde tam olmayacak ama ciddi bir adım atılacak, belki bir bakışma, belki yarım kalmış bir sarılma. Senaristin bunu uzatmaktaki amacı belli, seyirciyi o ana kadar taşımak istiyor; fakat şunu söyleyeyim, o kavuşma sahnesi geldiğinde arkada damardan giren bir türkü yoksa valla hakkımı helal etmem, bu diziye yakışan budur çünkü. Gönül Dağı'nın en güçlü silahı zaten müzikle duyguyu birleştirmesi, bunu da gayet iyi biliyorlar. Taner meselesine gelirsek, bence ortaya çıkacak sır onun istediği gibi gitmeyecek ve bu kez gerçekten köşeye sıkışacak; Dilek'in sabrı da bitmek üzere gibi görünüyor, belki bir ayrılık değil ama ciddi bir yüzleşme bekliyorum. Yusuf için umudumu kaybetmedim, ona dair bir sürpriz hazırlandığını düşünüyorum, çocuğun payına da bir güzellik düşsün artık. Konak cephesinde Zahide'nin devreye girmesiyle birkaç düğüm çözülür, en azından kısmen. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim: bu kadrodaki oyunculara hâlâ doğru düzgün ödül verilmemesi bana çok tuhaf geliyor. Ekran başında milyonlarca insanın gözünü yaşartan, pazar akşamlarını bayram havasına çeviren bir iş bu. Ödül jürileri neye bakıyor bilmiyorum ama halkın gönlündeki yeri zaten tescilli. Umarım bölümün sonunda hepimizi bir araya getiren o meydan sahnelerinden biri olur, herkes toplanır, belki bir oyun havası, belki bir düğün hazırlığı. Bu dizinin bize verdiği huzur gerçekten az bulunur cinsten, o yüzden hiç bitmesin diyorum. Pazar akşamını bekliyoruz, bakalım senarist bu kez kalbimizi hangi noktadan yakalayacak.