Uzak Şehir 71. bölümün ikinci fragmanı, ilkine göre çok daha dengeli bir tempoyla geldi ve açıkçası bu sefer tanıtımın ağırlık merkezi Alya ile Cihan arasındaki o çözülmeyen düğümden çok, konağın içindeki diğer kırılmalara kaymış gibi. Fragmanın en çok konuşulan kısmı hiç şüphesiz Kaya ile Zerrin sahnesi; Zerrin uyurken Kaya'nın saçlarına dokunduğu o birkaç saniye, son haftaların en sessiz ama en çok şey anlatan anıydı. İkisinin arasındaki buz, kimse bağırıp çağırmadan, tek bir dokunuşla çatlıyor. İzleyicinin "nihayet eskiye dönüyorlar" demesi boşuna değil, çünkü bu çiftin arasındaki mesele hiçbir zaman sevgisizlik değildi, biriken kırgınlıklardı. İpek'in bu fragmanda görünmemesi de pek çok kişiyi rahatlatmış, bu da dizinin o hattı ne kadar yorduğunu gösteriyor aslında. Diğer tarafta Alya'nın yine gitme meselesini gündeme getirmesi var ki, bu artık tanıtımların değişmez malzemesi haline geldi. "Sen bu kaderi bozarsın sandım" repliği güçlü, dramatik, ama aynı cümlenin benzerini kaç haftadır duyuyoruz. Hastane sahnesindeki "Hastanın nesi oluyorsunuz?" sorusuna verilen "Maalesef hiçbir şeyi" cevabı ise fragmanın en acıtan yeri; iki insanın resmiyette birbirine hiçbir şey olamaması, aralarındaki her şeye rağmen. Bir de Alya'nın ağzından çıkan "küçücük kız" ifadesi var, o da bir anneliğin, bir sahiplenmenin işareti gibi duruyor ve karakterin Deniz ile olan bağının derinleştiğini hissettiriyor. Genel olarak fragman, çatışmayı yükseltmekten çok ilişkileri yeniden konumlandırma derdinde.
Benim tahminim bu bölümde Alya'nın gitme kararının yine son anda bir engele takılacağı yönünde, çünkü senaryo bu kozu bırakmaya hiç niyetli görünmüyor. Ama bu sefer biraz farklı bir şey olabilir: belki gerçekten valizini toplayıp yola çıkacak ve Cihan onu durdurmak için ilk kez açıkça bir şey söyleyecek. Bu adamın suskunluğu artık dramatik olmaktan çıkıp sinir bozucu olmaya başladı, izleyici de bunu haklı olarak dile getiriyor. Hastane sahnesinin kime ait olduğu ise asıl soru; eğer yatakta yatan kişi Deniz ya da konağa yakın birisiyse, bu durum Alya'nın gidiş planını tamamen boşa düşürür ve ona kalmak için hem duygusal hem ahlaki bir gerekçe yaratır. Kaya ve Zerrin tarafında ise barışmanın hemen gerçekleşeceğini sanmıyorum, önce Zerrin'in uyanıp o dokunuşu fark etmesi, sonra ikisinin birbirine laf sokarak başlayan ama duygusal biten bir konuşma yapması daha olası. Bu dizide barışmalar hep bir yarım cümlede, bir bakışta saklanıyor. Konaktaki herkesin herkese düşman olduğu bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan şey, küçük de olsa bir yumuşama ve fragman bunu veriyor gibi. Benim asıl merak ettiğim, Alya ile Cihan'ın eski haline dönüp dönmeyeceği. İzleyicinin ortak talebi de bu yönde, ama senaryo bu ikisini bir araya getirmek için galiba daha büyük bir kriz bekliyor. Umarım o kriz, karakterleri yine sıfır noktasına döndüren türden olmaz. Bu hafta en azından bir soru net cevabını bulsun, çünkü aynı gerilimi tekrar tekrar izlemek yorucu olmaya başladı. Siz fragmanın hangi anında durup geri sardınız, gerçekten merak ediyorum.
Bölüm Yorumu
Uzak ŞehirUzak Şehir 71. bölümün ikinci fragmanı, ilkine göre çok daha dengeli bir tempoyla geldi ve açıkçası bu sefer tanıtımın ağırlık merkezi Alya ile Cihan arasındaki o çözülmeyen düğümden çok, konağın içindeki diğer kırılmalara kaymış gibi. Fragmanın en çok konuşulan kısmı hiç şüphesiz Kaya ile Zerrin sahnesi; Zerrin uyurken Kaya'nın saçlarına dokunduğu o birkaç saniye, son haftaların en sessiz ama en çok şey anlatan anıydı. İkisinin arasındaki buz, kimse bağırıp çağırmadan, tek bir dokunuşla çatlıyor. İzleyicinin "nihayet eskiye dönüyorlar" demesi boşuna değil, çünkü bu çiftin arasındaki mesele hiçbir zaman sevgisizlik değildi, biriken kırgınlıklardı. İpek'in bu fragmanda görünmemesi de pek çok kişiyi rahatlatmış, bu da dizinin o hattı ne kadar yorduğunu gösteriyor aslında. Diğer tarafta Alya'nın yine gitme meselesini gündeme getirmesi var ki, bu artık tanıtımların değişmez malzemesi haline geldi. "Sen bu kaderi bozarsın sandım" repliği güçlü, dramatik, ama aynı cümlenin benzerini kaç haftadır duyuyoruz. Hastane sahnesindeki "Hastanın nesi oluyorsunuz?" sorusuna verilen "Maalesef hiçbir şeyi" cevabı ise fragmanın en acıtan yeri; iki insanın resmiyette birbirine hiçbir şey olamaması, aralarındaki her şeye rağmen. Bir de Alya'nın ağzından çıkan "küçücük kız" ifadesi var, o da bir anneliğin, bir sahiplenmenin işareti gibi duruyor ve karakterin Deniz ile olan bağının derinleştiğini hissettiriyor. Genel olarak fragman, çatışmayı yükseltmekten çok ilişkileri yeniden konumlandırma derdinde.
Benim tahminim bu bölümde Alya'nın gitme kararının yine son anda bir engele takılacağı yönünde, çünkü senaryo bu kozu bırakmaya hiç niyetli görünmüyor. Ama bu sefer biraz farklı bir şey olabilir: belki gerçekten valizini toplayıp yola çıkacak ve Cihan onu durdurmak için ilk kez açıkça bir şey söyleyecek. Bu adamın suskunluğu artık dramatik olmaktan çıkıp sinir bozucu olmaya başladı, izleyici de bunu haklı olarak dile getiriyor. Hastane sahnesinin kime ait olduğu ise asıl soru; eğer yatakta yatan kişi Deniz ya da konağa yakın birisiyse, bu durum Alya'nın gidiş planını tamamen boşa düşürür ve ona kalmak için hem duygusal hem ahlaki bir gerekçe yaratır. Kaya ve Zerrin tarafında ise barışmanın hemen gerçekleşeceğini sanmıyorum, önce Zerrin'in uyanıp o dokunuşu fark etmesi, sonra ikisinin birbirine laf sokarak başlayan ama duygusal biten bir konuşma yapması daha olası. Bu dizide barışmalar hep bir yarım cümlede, bir bakışta saklanıyor. Konaktaki herkesin herkese düşman olduğu bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan şey, küçük de olsa bir yumuşama ve fragman bunu veriyor gibi. Benim asıl merak ettiğim, Alya ile Cihan'ın eski haline dönüp dönmeyeceği. İzleyicinin ortak talebi de bu yönde, ama senaryo bu ikisini bir araya getirmek için galiba daha büyük bir kriz bekliyor. Umarım o kriz, karakterleri yine sıfır noktasına döndüren türden olmaz. Bu hafta en azından bir soru net cevabını bulsun, çünkü aynı gerilimi tekrar tekrar izlemek yorucu olmaya başladı. Siz fragmanın hangi anında durup geri sardınız, gerçekten merak ediyorum.