Üçüncü fragman gelince anladım ki Sevdiğim Sensin ekibi bu hafta gazı sonuna kadar köklemeye karar vermiş. Fragmanın açılışındaki o adliye koridoru sahnesi tek başına bütün bölümün özeti gibi duruyor aslında; Dicle'nin gelinlikle duruşmaya girmesi ilk bakışta "e hadi bu da olmaz" dedirtiyor, izleyici yorumlarında da zaten herkes aynı noktaya takılmış, haklı olarak. Ama bir saniye durup düşününce bunun senaryo açısından bir mesaj taşıdığını görüyorsun: kız o gelinliği giymeyi kendi seçmedi, ona giydirdiler, ve o gelinlikle mahkeme kapısına dayanması "beni zorla evlendirmeye çalıştığınızı herkes görsün" demenin en sert hali. Yine de sahnenin kurgusu biraz aceleye gelmiş gibi, gelinliğin nasıl olup da kirlenmeden o koridora kadar ulaştığı ayrı bir muamma. Fragmanın devamında Ferman'ın o bildik sırıtışı var, parayı gördüğü anda vicdanını cebine koyan adam tavrı her karesinden okunuyor. Şikâyetten vazgeçmesi, "aile meselesi" diye geçiştirmesi tam da onun karakterine uygun; o adam için orası ekmek teknesi ve teknesini kendi eliyle batıracak biri değil. Bir de Dicle'nin bakışları değişmiş, bu çok net. İlk bölümlerdeki o ürkek, başını öne eğen köy kızı yok artık ortada; karşısındakinin gözünün içine bakıp konuşuyor, sesi titremiyor. Fragmanın sonundaki o kısa kavga sesi ve kapının çarpılması da bize bölümün sakin bitmeyeceğini söylüyor. Kısacası üç fragman boyunca serpiştirilen ipuçları tek bir yere bakıyor: hesap sorma vakti geldi.
Bana sorarsanız bu bölümde Ferman'ın şikâyetten vazgeçmesi rahatlama değil, aksine daha büyük bir tuzağın başlangıcı olacak. Adam boşuna geri adım atmaz; ya Dicle'nin elindeki bir belgeyi ya da bir tanığı susturmak için pazarlık yapmıştır, ya da işin ucunda çok daha büyük bir para dönüyor. Ben özellikle o gelinlik meselesinin sonradan Dicle'nin aleyhine çevrilmesinden korkuyorum; "kız zaten razıydı, bak gelinliği bile giymiş" diye bir savunma kurgulanırsa bütün mahkeme süreci tersine döner ve Dicle yine en zayıf noktasından vurulur. Öte yandan bu kızın artık tek başına savaşmadığını da hissediyorum, yanına birinin geçeceği, belki de hiç beklemediğimiz bir isim tarafından destekleneceği havası var fragmanda. En çok merak ettiğim şey, Dicle'nin bu kadar hızlı sertleşmesinin bedelini ne zaman ödeyeceği. Çünkü diziler böyledir, bir karakteri bu kadar güçlendirdiklerinde hemen ardından ona çok ağır bir kayıp yaşatırlar. Bir de şu var: 1. bölümden beri izleyenler olarak bu hikâyenin ritmini artık biliyoruz, her üç bölümde bir düğüm atılıyor ama çözülmesi uzuyor. 17. bölümün en azından bir düğümü tamamen çözmesini istiyorum, yoksa seyirci yorulmaya başlar. Ferman gibi karakterlerin diziyi taşıdığı doğru, izleyicinin öfkesini üstüne çekiyor, ama bu tip bir adamın sürekli kazanmasını izlemek bir noktada yorucu hale geliyor. Umarım bu bölümde en azından bir tokat, bir belge, bir itiraf, bir şey onun yüzündeki o sırıtmayı silsin. Tahminim şöyle: bölüm Dicle'nin küçük bir zaferiyle başlayacak, sonra bu zaferin bedeli olarak sevdiği birine zarar gelecek ve final sahnesi bizi yine bir hafta boyunca tartıştıracak bir cümleyle bitecek. Siz ne düşünüyorsunuz, o gelinlik gerçekten bir meydan okuma mıydı, yoksa Dicle bilmeden kendi tuzağına mı yürüdü?
Bölüm Yorumu
Sevdiğim SensinÜçüncü fragman gelince anladım ki Sevdiğim Sensin ekibi bu hafta gazı sonuna kadar köklemeye karar vermiş. Fragmanın açılışındaki o adliye koridoru sahnesi tek başına bütün bölümün özeti gibi duruyor aslında; Dicle'nin gelinlikle duruşmaya girmesi ilk bakışta "e hadi bu da olmaz" dedirtiyor, izleyici yorumlarında da zaten herkes aynı noktaya takılmış, haklı olarak. Ama bir saniye durup düşününce bunun senaryo açısından bir mesaj taşıdığını görüyorsun: kız o gelinliği giymeyi kendi seçmedi, ona giydirdiler, ve o gelinlikle mahkeme kapısına dayanması "beni zorla evlendirmeye çalıştığınızı herkes görsün" demenin en sert hali. Yine de sahnenin kurgusu biraz aceleye gelmiş gibi, gelinliğin nasıl olup da kirlenmeden o koridora kadar ulaştığı ayrı bir muamma. Fragmanın devamında Ferman'ın o bildik sırıtışı var, parayı gördüğü anda vicdanını cebine koyan adam tavrı her karesinden okunuyor. Şikâyetten vazgeçmesi, "aile meselesi" diye geçiştirmesi tam da onun karakterine uygun; o adam için orası ekmek teknesi ve teknesini kendi eliyle batıracak biri değil. Bir de Dicle'nin bakışları değişmiş, bu çok net. İlk bölümlerdeki o ürkek, başını öne eğen köy kızı yok artık ortada; karşısındakinin gözünün içine bakıp konuşuyor, sesi titremiyor. Fragmanın sonundaki o kısa kavga sesi ve kapının çarpılması da bize bölümün sakin bitmeyeceğini söylüyor. Kısacası üç fragman boyunca serpiştirilen ipuçları tek bir yere bakıyor: hesap sorma vakti geldi.
Bana sorarsanız bu bölümde Ferman'ın şikâyetten vazgeçmesi rahatlama değil, aksine daha büyük bir tuzağın başlangıcı olacak. Adam boşuna geri adım atmaz; ya Dicle'nin elindeki bir belgeyi ya da bir tanığı susturmak için pazarlık yapmıştır, ya da işin ucunda çok daha büyük bir para dönüyor. Ben özellikle o gelinlik meselesinin sonradan Dicle'nin aleyhine çevrilmesinden korkuyorum; "kız zaten razıydı, bak gelinliği bile giymiş" diye bir savunma kurgulanırsa bütün mahkeme süreci tersine döner ve Dicle yine en zayıf noktasından vurulur. Öte yandan bu kızın artık tek başına savaşmadığını da hissediyorum, yanına birinin geçeceği, belki de hiç beklemediğimiz bir isim tarafından destekleneceği havası var fragmanda. En çok merak ettiğim şey, Dicle'nin bu kadar hızlı sertleşmesinin bedelini ne zaman ödeyeceği. Çünkü diziler böyledir, bir karakteri bu kadar güçlendirdiklerinde hemen ardından ona çok ağır bir kayıp yaşatırlar. Bir de şu var: 1. bölümden beri izleyenler olarak bu hikâyenin ritmini artık biliyoruz, her üç bölümde bir düğüm atılıyor ama çözülmesi uzuyor. 17. bölümün en azından bir düğümü tamamen çözmesini istiyorum, yoksa seyirci yorulmaya başlar. Ferman gibi karakterlerin diziyi taşıdığı doğru, izleyicinin öfkesini üstüne çekiyor, ama bu tip bir adamın sürekli kazanmasını izlemek bir noktada yorucu hale geliyor. Umarım bu bölümde en azından bir tokat, bir belge, bir itiraf, bir şey onun yüzündeki o sırıtmayı silsin. Tahminim şöyle: bölüm Dicle'nin küçük bir zaferiyle başlayacak, sonra bu zaferin bedeli olarak sevdiği birine zarar gelecek ve final sahnesi bizi yine bir hafta boyunca tartıştıracak bir cümleyle bitecek. Siz ne düşünüyorsunuz, o gelinlik gerçekten bir meydan okuma mıydı, yoksa Dicle bilmeden kendi tuzağına mı yürüdü?