İkinci fragman yayınlandığı anda telefonuma düşen bildirimle birlikte aklımdaki bütün tahminleri baştan kurmak zorunda kaldım, çünkü Sevdiğim Sensin bu hafta gerçekten dengeleri değiştiren bir hamle yapmış. Fragmanın açılışında Ferman'ın gözlerini açtığını görmek başlı başına bir olay; çünkü uzun süredir onun yokluğunda kurulan tüm düzen, alınan tüm kararlar, söylenen tüm cesur sözler bir anda havada kalıyor. Ferman'ın uyanması sadece bir sağlık haberi değil, tüm karakterlerin üzerine kurulu dengenin çatırdaması demek. Özellikle Dicle'nin yüzündeki o ifade var ya, ne tam korku ne tam sevinç, arada kalmış bir çaresizlik; oyunculuk olarak fragmanın en güçlü anı bence orası. "Zindanı içimde yaşayacağıma içinde yaşarım daha iyi" cümlesi fragmanın omurgasını kuruyor aslında, çünkü Dicle'nin seçimlerinin artık bir bedeli olduğunu ve o bedeli ödemeye hazır olduğunu gösteriyor. Erkan cephesinde ise bambaşka bir tablo var; onun Dicle'ye uzanan eli, konağın basınç altındaki havasında tutunulacak tek dal gibi duruyor ama bu ikilinin yan yana durduğu her kare aynı zamanda ikisinin de tehlikeye daha çok yaklaştığı anlamına geliyor. Fragmandaki müzik seçimi de tesadüf değil, dizinin eski sahnelerinde kullanılan o tanıdık melodinin geri dönmesi, hikâyenin başladığı yere bir gönderme gibi. Konak sahnelerindeki loş ışık, kapalı kapılar ardında konuşulan cümleler ve Ferman'ın hastane odasında bile hâlâ emir verebilecek bir ses tonuyla konuşması, karakterin gücünü kaybetmediğini, hatta bu zayıflık halinin onu daha hesaplı hale getireceğini sezdiriyor.
Benim asıl merak ettiğim şu: Ferman uyandığında neleri hatırlıyor, daha doğrusu neleri hatırlamıyormuş gibi yapacak? Çünkü bu tarz hikâyelerde uyanan karakter genellikle sessiz kalıp etrafını izlemeyi seçer ve kimin ne yaptığını öğrenmek için zamana oynar. Eğer senaryo bu yönde ilerlerse Dicle ile Erkan arasında yaşananların ortaya çıkması an meselesi ve o an geldiğinde Ferman'ın tepkisi sadece öfke olmayacak, çok daha soğuk ve hesaplı bir intikam planına dönüşecek gibi duruyor. Bir diğer ihtimal ise Dicle'nin kendi rızasıyla konağa geri dönmesi; o "zindan" cümlesi bana bunu düşündürdü açıkçası, sanki birini korumak için kendini feda edecek. Muhtemelen korumak istediği kişi de Erkan. Aşkın fedakârlıkla sınandığı yerde kimse kazanmıyor, bunu bu dizi bize on altı bölümdür anlatıyor zaten. İzleyici tarafında da tam bir kaynama var, sosyal medyada herkesin aynı sahneyi tekrar tekrar izlediğini görüyorum; "şeytan uyandı" yorumları bile Ferman karakterinin ne kadar iyi işlendiğinin kanıtı, çünkü nefret ettiğiniz karakteri özlemek kolay iş değil. Bu bölümde bir de Dicle'nin ailesi tarafında bir kıpırdanma olacağını tahmin ediyorum, fragmanda kısa görünen o sokak sahnesi boşuna konulmamış olmalı. Beklentim, bölümün sonunun Ferman'ın konağa dönüşüyle bitmesi ve herkesin bir anda donup kalması yönünde. Eğer öyle biterse önümüzdeki hafta konuşacak çok şeyimiz olur. Umarım senaryo Dicle ile Erkan'ı çok uzun süre ayrı tutmaz, çünkü bu hikâyenin kalbi o ikilinin yan yana durabilme ihtimalinde atıyor. Pazartesi akşamını iple çekiyorum, siz ne düşünüyorsunuz?
Bölüm Yorumu
Sevdiğim Sensinİkinci fragman yayınlandığı anda telefonuma düşen bildirimle birlikte aklımdaki bütün tahminleri baştan kurmak zorunda kaldım, çünkü Sevdiğim Sensin bu hafta gerçekten dengeleri değiştiren bir hamle yapmış. Fragmanın açılışında Ferman'ın gözlerini açtığını görmek başlı başına bir olay; çünkü uzun süredir onun yokluğunda kurulan tüm düzen, alınan tüm kararlar, söylenen tüm cesur sözler bir anda havada kalıyor. Ferman'ın uyanması sadece bir sağlık haberi değil, tüm karakterlerin üzerine kurulu dengenin çatırdaması demek. Özellikle Dicle'nin yüzündeki o ifade var ya, ne tam korku ne tam sevinç, arada kalmış bir çaresizlik; oyunculuk olarak fragmanın en güçlü anı bence orası. "Zindanı içimde yaşayacağıma içinde yaşarım daha iyi" cümlesi fragmanın omurgasını kuruyor aslında, çünkü Dicle'nin seçimlerinin artık bir bedeli olduğunu ve o bedeli ödemeye hazır olduğunu gösteriyor. Erkan cephesinde ise bambaşka bir tablo var; onun Dicle'ye uzanan eli, konağın basınç altındaki havasında tutunulacak tek dal gibi duruyor ama bu ikilinin yan yana durduğu her kare aynı zamanda ikisinin de tehlikeye daha çok yaklaştığı anlamına geliyor. Fragmandaki müzik seçimi de tesadüf değil, dizinin eski sahnelerinde kullanılan o tanıdık melodinin geri dönmesi, hikâyenin başladığı yere bir gönderme gibi. Konak sahnelerindeki loş ışık, kapalı kapılar ardında konuşulan cümleler ve Ferman'ın hastane odasında bile hâlâ emir verebilecek bir ses tonuyla konuşması, karakterin gücünü kaybetmediğini, hatta bu zayıflık halinin onu daha hesaplı hale getireceğini sezdiriyor.
Benim asıl merak ettiğim şu: Ferman uyandığında neleri hatırlıyor, daha doğrusu neleri hatırlamıyormuş gibi yapacak? Çünkü bu tarz hikâyelerde uyanan karakter genellikle sessiz kalıp etrafını izlemeyi seçer ve kimin ne yaptığını öğrenmek için zamana oynar. Eğer senaryo bu yönde ilerlerse Dicle ile Erkan arasında yaşananların ortaya çıkması an meselesi ve o an geldiğinde Ferman'ın tepkisi sadece öfke olmayacak, çok daha soğuk ve hesaplı bir intikam planına dönüşecek gibi duruyor. Bir diğer ihtimal ise Dicle'nin kendi rızasıyla konağa geri dönmesi; o "zindan" cümlesi bana bunu düşündürdü açıkçası, sanki birini korumak için kendini feda edecek. Muhtemelen korumak istediği kişi de Erkan. Aşkın fedakârlıkla sınandığı yerde kimse kazanmıyor, bunu bu dizi bize on altı bölümdür anlatıyor zaten. İzleyici tarafında da tam bir kaynama var, sosyal medyada herkesin aynı sahneyi tekrar tekrar izlediğini görüyorum; "şeytan uyandı" yorumları bile Ferman karakterinin ne kadar iyi işlendiğinin kanıtı, çünkü nefret ettiğiniz karakteri özlemek kolay iş değil. Bu bölümde bir de Dicle'nin ailesi tarafında bir kıpırdanma olacağını tahmin ediyorum, fragmanda kısa görünen o sokak sahnesi boşuna konulmamış olmalı. Beklentim, bölümün sonunun Ferman'ın konağa dönüşüyle bitmesi ve herkesin bir anda donup kalması yönünde. Eğer öyle biterse önümüzdeki hafta konuşacak çok şeyimiz olur. Umarım senaryo Dicle ile Erkan'ı çok uzun süre ayrı tutmaz, çünkü bu hikâyenin kalbi o ikilinin yan yana durabilme ihtimalinde atıyor. Pazartesi akşamını iple çekiyorum, siz ne düşünüyorsunuz?