Sevdan Bir Ateş 9. bölümün ikinci fragmanı, ilkine göre çok daha net bir yön çiziyor açıkçası. En başta Mirza'nın yüzündeki o ifade var ki, haftalardır beklediğimiz şeyin eşiğine gelindiğini anlatıyor: adam nihayet taşları yerine oturtmaya başlamış, gözlerindeki o inatçı öfkenin yerini şüphe almış durumda. Mirza'nın gerçeği sezmesi bu hikâyenin kilidini açacak anahtar, çünkü dokuz bölümdür herkes biliyor, herkes susuyor, bir tek o karanlıkta el yordamıyla yürüyordu. Leyla tarafında ise yine aynı çaresizlik hali var; kızını korumak ile doğruyu söylemek arasında sıkışmış, konuşmaya her yeltendiğinde araya bir engel giriyor. Fragmanın en çok konuşulacak kısmı tabii ki Hüma üzerinden ilerleyen tehdit. Çocuğun üzerinde dönen oyunlar, onu bir koz gibi kullanma niyeti o kadar açık ki, sahnelerdeki her yakın plan içimizi burkuyor. O minik kızın bir sahnede kuyunun dibinde, diğer sahnede konağın en güzel odasında olması bu dizinin ruhunu özetliyor aslında.Akif yine fragmanın en iyi repliklerini toplamış; o adamın ağzından çıkan her cümle bir atasözü gibi, hem acıtıyor hem düşündürüyor. Tesbihçi de sessizliğiyle, bakışlarıyla sahneyi götüren karakterlerden biri olmaya devam ediyor. Bir de konaktaki kadınların kendi aralarındaki o soğuk savaş var; görünürde kibarlık, altında ise sürekli tetikte bekleyen bir hesaplaşma. Hüma'yı kaçırma girişimi olarak okuduğum o karanlık sahne doğruysa, bölümün sonunu nasıl izleyeceğimizi şimdiden kestirebiliyorum: tırnak yiye yiye.
Benim tahminim şu yönde: Mirza gerçeği tam olarak öğrenemeyecek ama çok yaklaşacak, belki son sahnede Hüma'yı kucağına alırken kalbi ona bir şey fısıldayacak ve biz de ekran başında bağıracağız. Senaristin bu kartı hemen açmayacağını biliyorum, çünkü baba-kız sahnelerinin seyirci üzerindeki etkisi çok güçlü ve bunu sonuna kadar kullanmak isteyeceklerdir. Ama uyarayım: bu bekletme işi de bir yere kadar, seyircinin sabrı sonsuz değil.Leyla ile Mirza arasındaki buzların da artık biraz çözülmesi gerekiyor bence, çünkü hikâyenin omurgası onlar; sürekli kavga, sürekli yanlış anlaşılma derken ikisinin arasındaki o eski bağ unutulmaya başlandı. Bir iki sahne bile yeter, karşılıklı susup birbirlerine baktıkları bir an bile bu diziyi taşır. Hüma'nın kaçırılması ihtimaline gelince, bunu yaparlarsa gerilimi yükseltirler evet ama çocuğu sürekli tehlikede göstermek bir süre sonra yıpratıyor; o küçük kızın bir bölüm olsun gülümsediğini, babasıyla huzurlu bir sahne paylaştığını görmek istiyorum. Akif'in bu olayda kilit rol oynayacağını, belki de gerçeği ilk söyleyen kişi olacağını düşünüyorum; çünkü o karakter hem vicdanın hem de hesaplaşmanın sesi. Tesbihçi ise bence elindeki bilgiyi doğru anı beklemek için saklıyor, patladığında da konağın temelini sarsacak. Beklentim, bu bölümün finalinde bir sırrın yarım yamalak da olsa açığa çıkması ve herkesin yaptığının bedelini ödemeye başlaması. Bu hikâyede kimse yaptığının yanına kâr kalmasın, hepsi misliyle dönsün diyorum. Bakalım senarist bizi yine ağlatacak mı, yoksa bu kez küçük bir nefes alma payı bırakacak mı?
Bölüm Yorumu
Sevdan Bir AteşSevdan Bir Ateş 9. bölümün ikinci fragmanı, ilkine göre çok daha net bir yön çiziyor açıkçası. En başta Mirza'nın yüzündeki o ifade var ki, haftalardır beklediğimiz şeyin eşiğine gelindiğini anlatıyor: adam nihayet taşları yerine oturtmaya başlamış, gözlerindeki o inatçı öfkenin yerini şüphe almış durumda. Mirza'nın gerçeği sezmesi bu hikâyenin kilidini açacak anahtar, çünkü dokuz bölümdür herkes biliyor, herkes susuyor, bir tek o karanlıkta el yordamıyla yürüyordu. Leyla tarafında ise yine aynı çaresizlik hali var; kızını korumak ile doğruyu söylemek arasında sıkışmış, konuşmaya her yeltendiğinde araya bir engel giriyor. Fragmanın en çok konuşulacak kısmı tabii ki Hüma üzerinden ilerleyen tehdit. Çocuğun üzerinde dönen oyunlar, onu bir koz gibi kullanma niyeti o kadar açık ki, sahnelerdeki her yakın plan içimizi burkuyor. O minik kızın bir sahnede kuyunun dibinde, diğer sahnede konağın en güzel odasında olması bu dizinin ruhunu özetliyor aslında. Akif yine fragmanın en iyi repliklerini toplamış; o adamın ağzından çıkan her cümle bir atasözü gibi, hem acıtıyor hem düşündürüyor. Tesbihçi de sessizliğiyle, bakışlarıyla sahneyi götüren karakterlerden biri olmaya devam ediyor. Bir de konaktaki kadınların kendi aralarındaki o soğuk savaş var; görünürde kibarlık, altında ise sürekli tetikte bekleyen bir hesaplaşma. Hüma'yı kaçırma girişimi olarak okuduğum o karanlık sahne doğruysa, bölümün sonunu nasıl izleyeceğimizi şimdiden kestirebiliyorum: tırnak yiye yiye.
Benim tahminim şu yönde: Mirza gerçeği tam olarak öğrenemeyecek ama çok yaklaşacak, belki son sahnede Hüma'yı kucağına alırken kalbi ona bir şey fısıldayacak ve biz de ekran başında bağıracağız. Senaristin bu kartı hemen açmayacağını biliyorum, çünkü baba-kız sahnelerinin seyirci üzerindeki etkisi çok güçlü ve bunu sonuna kadar kullanmak isteyeceklerdir. Ama uyarayım: bu bekletme işi de bir yere kadar, seyircinin sabrı sonsuz değil. Leyla ile Mirza arasındaki buzların da artık biraz çözülmesi gerekiyor bence, çünkü hikâyenin omurgası onlar; sürekli kavga, sürekli yanlış anlaşılma derken ikisinin arasındaki o eski bağ unutulmaya başlandı. Bir iki sahne bile yeter, karşılıklı susup birbirlerine baktıkları bir an bile bu diziyi taşır. Hüma'nın kaçırılması ihtimaline gelince, bunu yaparlarsa gerilimi yükseltirler evet ama çocuğu sürekli tehlikede göstermek bir süre sonra yıpratıyor; o küçük kızın bir bölüm olsun gülümsediğini, babasıyla huzurlu bir sahne paylaştığını görmek istiyorum. Akif'in bu olayda kilit rol oynayacağını, belki de gerçeği ilk söyleyen kişi olacağını düşünüyorum; çünkü o karakter hem vicdanın hem de hesaplaşmanın sesi. Tesbihçi ise bence elindeki bilgiyi doğru anı beklemek için saklıyor, patladığında da konağın temelini sarsacak. Beklentim, bu bölümün finalinde bir sırrın yarım yamalak da olsa açığa çıkması ve herkesin yaptığının bedelini ödemeye başlaması. Bu hikâyede kimse yaptığının yanına kâr kalmasın, hepsi misliyle dönsün diyorum. Bakalım senarist bizi yine ağlatacak mı, yoksa bu kez küçük bir nefes alma payı bırakacak mı?