Üçüncü fragmanı izlerken ilk dikkatimi çeken şey, açılıştaki o sahnenin gerçeklik hissinin bilinçli olarak bulanıklaştırılmış olması oldu. Işık fazla yumuşak, kurgu fazla yavaş, kamera karakterin yüzünde gereğinden uzun kalıyor; bunlar Altı Üstü İstanbul'un daha önce de kullandığı bir dil ve açıkçası o ilk saniyelerin bir rüya ya da hayal sahnesi olma ihtimali çok yüksek. Yorumlarda da aynı şeyi yakalamış birçok kişi var, demek ki ekip bu ipucunu saklamak gibi bir derdi olmadan koymuş fragmana. Asıl mesele şu: eğer rüyaysa, kimin rüyası ve neden şimdi görülüyor? Çünkü bu dizide rüya sahneleri genelde karakterin bastırdığı bir itirafın dışarı sızma biçimi oluyor. Fragmanın orta kısmındaki yüzleşme ise çok daha sert. Fahriye'nin Rami üzerinden kurduğu o cümle, aslında bir sitemden çok bir uyarı gibi duruyor; "sana hiçbir şey demiyorum" derken tam olarak her şeyi söylüyor ve karşısındaki kişinin yüzündeki o donuk ifade de bunun hedefine ulaştığını gösteriyor. Bu dizide en acıtan replikler hep en sakin tonda söyleniyor, bunu artık öğrendik.Zehra'nın o kısa anı ise fragmanın komik nefes alma noktası, karakterin olayları dışarıdan izleyen hâli resmen izleyicinin kendisi. Üzmel cephesinde de nihayet birkaç saniyelik de olsa bir yakınlaşma var; uzun süredir bu ikiliyi birbirinden uzak tutan senaryo, bölüm sonuna doğru onları aynı kareye sokuyor gibi. Bir de Emir'in durumu var ki fragmanda net bir cevap verilmemiş, transfer meselesi hâlâ havada bırakılmış ve bu bilinçli bir boşluk.
Tahminlerime gelirsek, bu yüzleşmenin kısa vadede bir kopuşla değil, daha sinsi bir soğumayla biteceğini düşünüyorum. Altı Üstü İstanbul bugüne kadar hiçbir krizi tek bölümde kapatmadı, hep bir kalıntı bıraktı ve o kalıntı iki üç bölüm sonra çok daha büyük bir şey olarak geri döndü. Dolayısıyla Fahriye'nin o sözleri şimdilik karşılıksız kalacak, ama finalde ya da bir sonraki bölümde birinin ağzından "sen o gün şunu demiştin" diye geri gelecek. Açılıştaki rüya sahnesi konusunda da teorim şu: o sahne gerçekleşmeyecek ama karakterin ne istediğini bize gösterecek, yani aslında bir ön izleme değil bir itiraf. Senaryo bunu yaparsa çok da zekice olur, çünkü izleyici o sahneyi gerçek sanıp umutlanacak ve ardından gelen gerçek sahne daha çok acıtacak. Üzmel tarafında ise çok ümitli değilim açıkçası; bu dizi o ikiliyi yakınlaştırdığı her bölümün sonunda araya mutlaka bir yanlış anlaşılma ya da üçüncü bir kişi sokuyor, bu sefer de benzer bir şey olacak gibi hissediyorum. Ama o birkaç saniyelik bakışma bile bu bölümü izlemek için yeterli sebep sayılır.Hasan meselesine gelince, yorumlarda sırf onun için izleyenler var ve haksız değiller; karakterin bölüm içindeki ağırlığı arttıkça dizinin tonu da dengeleniyor. Emir'in transferi ise bence bölümün en sonunda, beklenmedik bir yere bağlanacak ve bu da yeni bir çatışma hattı açacak. Sizce de bu yüzleşmeden sonra aynı masada oturabilirler mi, yoksa artık dönüşü olmayan bir yere mi geldik? Tahminlerinizi merak ediyorum, çünkü bu bölüm sonrası dizinin yönü ciddi şekilde değişebilir.
Bölüm Yorumu
Altı Üstü İstanbulÜçüncü fragmanı izlerken ilk dikkatimi çeken şey, açılıştaki o sahnenin gerçeklik hissinin bilinçli olarak bulanıklaştırılmış olması oldu. Işık fazla yumuşak, kurgu fazla yavaş, kamera karakterin yüzünde gereğinden uzun kalıyor; bunlar Altı Üstü İstanbul'un daha önce de kullandığı bir dil ve açıkçası o ilk saniyelerin bir rüya ya da hayal sahnesi olma ihtimali çok yüksek. Yorumlarda da aynı şeyi yakalamış birçok kişi var, demek ki ekip bu ipucunu saklamak gibi bir derdi olmadan koymuş fragmana. Asıl mesele şu: eğer rüyaysa, kimin rüyası ve neden şimdi görülüyor? Çünkü bu dizide rüya sahneleri genelde karakterin bastırdığı bir itirafın dışarı sızma biçimi oluyor. Fragmanın orta kısmındaki yüzleşme ise çok daha sert. Fahriye'nin Rami üzerinden kurduğu o cümle, aslında bir sitemden çok bir uyarı gibi duruyor; "sana hiçbir şey demiyorum" derken tam olarak her şeyi söylüyor ve karşısındaki kişinin yüzündeki o donuk ifade de bunun hedefine ulaştığını gösteriyor. Bu dizide en acıtan replikler hep en sakin tonda söyleniyor, bunu artık öğrendik. Zehra'nın o kısa anı ise fragmanın komik nefes alma noktası, karakterin olayları dışarıdan izleyen hâli resmen izleyicinin kendisi. Üzmel cephesinde de nihayet birkaç saniyelik de olsa bir yakınlaşma var; uzun süredir bu ikiliyi birbirinden uzak tutan senaryo, bölüm sonuna doğru onları aynı kareye sokuyor gibi. Bir de Emir'in durumu var ki fragmanda net bir cevap verilmemiş, transfer meselesi hâlâ havada bırakılmış ve bu bilinçli bir boşluk.
Tahminlerime gelirsek, bu yüzleşmenin kısa vadede bir kopuşla değil, daha sinsi bir soğumayla biteceğini düşünüyorum. Altı Üstü İstanbul bugüne kadar hiçbir krizi tek bölümde kapatmadı, hep bir kalıntı bıraktı ve o kalıntı iki üç bölüm sonra çok daha büyük bir şey olarak geri döndü. Dolayısıyla Fahriye'nin o sözleri şimdilik karşılıksız kalacak, ama finalde ya da bir sonraki bölümde birinin ağzından "sen o gün şunu demiştin" diye geri gelecek. Açılıştaki rüya sahnesi konusunda da teorim şu: o sahne gerçekleşmeyecek ama karakterin ne istediğini bize gösterecek, yani aslında bir ön izleme değil bir itiraf. Senaryo bunu yaparsa çok da zekice olur, çünkü izleyici o sahneyi gerçek sanıp umutlanacak ve ardından gelen gerçek sahne daha çok acıtacak. Üzmel tarafında ise çok ümitli değilim açıkçası; bu dizi o ikiliyi yakınlaştırdığı her bölümün sonunda araya mutlaka bir yanlış anlaşılma ya da üçüncü bir kişi sokuyor, bu sefer de benzer bir şey olacak gibi hissediyorum. Ama o birkaç saniyelik bakışma bile bu bölümü izlemek için yeterli sebep sayılır. Hasan meselesine gelince, yorumlarda sırf onun için izleyenler var ve haksız değiller; karakterin bölüm içindeki ağırlığı arttıkça dizinin tonu da dengeleniyor. Emir'in transferi ise bence bölümün en sonunda, beklenmedik bir yere bağlanacak ve bu da yeni bir çatışma hattı açacak. Sizce de bu yüzleşmeden sonra aynı masada oturabilirler mi, yoksa artık dönüşü olmayan bir yere mi geldik? Tahminlerinizi merak ediyorum, çünkü bu bölüm sonrası dizinin yönü ciddi şekilde değişebilir.