Dört aylık aranın ardından Yeraltı'nın 17. bölüm 2. fragmanı gelince herkes gibi ben de bir anda ekranın başına oturdum, hatta kabul edeyim, fragmanı arka arkaya üç kez izledim. İlk bakışta göze çarpan şey şu: yapım ekibi bu sezona görsel olarak epey iddialı başlamış. Karanlık tonlar, dar koridorlar, tavandan sızan o soğuk ışık... Atmosfer olarak geçen sezonun finalindeki gerilimi koruyorlar, bu iyi haber. Bozkurt'un ilk göründüğü kare tam bir "geri döndüm" ilanı gibi; yüzündeki o yorgunluk, omuzlarındaki ağırlık, adamın dört ay boyunca bizim de merak ettiğimiz şeyi yaşadığını anlatıyor. Fragmanın ortalarında yeraltına iniş sahnesinin ipuçları var, en azından o demir kapının açıldığı plan bana bu mesajı verdi. Ama açıkçası izleyicilerin en çok şikayet ettiği nokta da tam burada beliriyor: fragmanın neredeyse yarısı duygusal sahnelerle, bakışmalarla, yarım kalmış cümlelerle dolu. Aksiyon vaadi var ama dozu hâlâ tartışmalı. Bir de fragmanda kısacık geçen o çocuk detayı dikkatimi çekti; yorumlarda da konuşulmuş, boşuna değil. Eğer düşündüğüm şeyse, bu sezonun ana çatışmalarından biri doğrudan aile üzerinden kurulacak demektir. Bozkurt'un karşısına geçen kişinin kim olduğunu tam seçemedim, yüzü gölgede bırakılmış, bu da bilinçli bir tercih. Yeni bir düşman mı, yoksa eski bir tanıdığın dönüşü mü, orası belirsiz. Kavga sahnesindeki kesmeler çok hızlı yapılmış, bu genelde ya çok iyi bir dövüş sahnesini saklamak ya da kısa bir sahneyi uzun göstermek için kullanılır. Umarım birincisidir. 7 Ekim Çarşamba 20.00 bilgisi de netleşti, en azından bekleyişin sonu göründü.
Gelelim tahminlere. Bence bu sezon dizinin kaderini belirleyecek olan şey, yapımcıların o eleştiriyi ne kadar ciddiye aldığı. İzleyici açık açık söylüyor: on dakikalık aksiyon için iki buçuk saat oturmak istemiyoruz. Eğer 17. bölüm yine uzun uzun masa başı konuşmaları, bakışmalar ve çözülmeyen duygusal düğümlerle geçerse, dört ay bekleyen kitlenin sabrı bu sefer o kadar geniş olmayabilir. Ama fragmanın son on saniyesindeki o patlama sesi ve karanlıkta koşan siluetler bana umut veriyor; belki de ilk bölümü bilinçli olarak yüksek tempoyla açacaklar. Bozkurt cephesinde benim tahminim şu: bu sezon onun geçmişiyle daha doğrudan yüzleşeceğiz ve o çocuk meselesi finale kadar taşınacak bir koz olarak kullanılacak. Klasik bir hamle ama işliyor, çünkü karakterin en yumuşak karnına dokunuyor. Öte yandan yeraltı meselesinin sürekli ertelenmesi riskli; izleyici dört sezondur aşağı inilmesini bekliyor, bu kadar geciktirilen bir vaadin karşılığı güçlü olmak zorunda. Eğer aşağıda bizi klişe bir laboratuvar ya da sıradan bir çete merkezi karşılarsa hayal kırıklığı büyük olur. Benim beklentim, orada karakterlerin geçmişine dair somut bir gerçeğin ortaya çıkması. Bir de romantik hattın nasıl işleneceği önemli; tamamen atılmasını savunmuyorum açıkçası, çünkü Yeraltı'nın duygusal tarafı da bir kitleyi tutuyor. Sorun dengede. Aksiyonla duygu iç içe geçerse kimse şikayet etmez, ama biri diğerini boğarsa ortaya ne o ne bu bir şey çıkar. Çarşamba akşamı ekran başında olacağım, ilk yarım saat bana bütün sezon hakkında fikir verecek. Umarım bu sefer bekleyişimizin hakkını verirler.
Bölüm Yorumu
YeraltıDört aylık aranın ardından Yeraltı'nın 17. bölüm 2. fragmanı gelince herkes gibi ben de bir anda ekranın başına oturdum, hatta kabul edeyim, fragmanı arka arkaya üç kez izledim. İlk bakışta göze çarpan şey şu: yapım ekibi bu sezona görsel olarak epey iddialı başlamış. Karanlık tonlar, dar koridorlar, tavandan sızan o soğuk ışık... Atmosfer olarak geçen sezonun finalindeki gerilimi koruyorlar, bu iyi haber. Bozkurt'un ilk göründüğü kare tam bir "geri döndüm" ilanı gibi; yüzündeki o yorgunluk, omuzlarındaki ağırlık, adamın dört ay boyunca bizim de merak ettiğimiz şeyi yaşadığını anlatıyor. Fragmanın ortalarında yeraltına iniş sahnesinin ipuçları var, en azından o demir kapının açıldığı plan bana bu mesajı verdi. Ama açıkçası izleyicilerin en çok şikayet ettiği nokta da tam burada beliriyor: fragmanın neredeyse yarısı duygusal sahnelerle, bakışmalarla, yarım kalmış cümlelerle dolu. Aksiyon vaadi var ama dozu hâlâ tartışmalı. Bir de fragmanda kısacık geçen o çocuk detayı dikkatimi çekti; yorumlarda da konuşulmuş, boşuna değil. Eğer düşündüğüm şeyse, bu sezonun ana çatışmalarından biri doğrudan aile üzerinden kurulacak demektir. Bozkurt'un karşısına geçen kişinin kim olduğunu tam seçemedim, yüzü gölgede bırakılmış, bu da bilinçli bir tercih. Yeni bir düşman mı, yoksa eski bir tanıdığın dönüşü mü, orası belirsiz. Kavga sahnesindeki kesmeler çok hızlı yapılmış, bu genelde ya çok iyi bir dövüş sahnesini saklamak ya da kısa bir sahneyi uzun göstermek için kullanılır. Umarım birincisidir. 7 Ekim Çarşamba 20.00 bilgisi de netleşti, en azından bekleyişin sonu göründü.
Gelelim tahminlere. Bence bu sezon dizinin kaderini belirleyecek olan şey, yapımcıların o eleştiriyi ne kadar ciddiye aldığı. İzleyici açık açık söylüyor: on dakikalık aksiyon için iki buçuk saat oturmak istemiyoruz. Eğer 17. bölüm yine uzun uzun masa başı konuşmaları, bakışmalar ve çözülmeyen duygusal düğümlerle geçerse, dört ay bekleyen kitlenin sabrı bu sefer o kadar geniş olmayabilir. Ama fragmanın son on saniyesindeki o patlama sesi ve karanlıkta koşan siluetler bana umut veriyor; belki de ilk bölümü bilinçli olarak yüksek tempoyla açacaklar. Bozkurt cephesinde benim tahminim şu: bu sezon onun geçmişiyle daha doğrudan yüzleşeceğiz ve o çocuk meselesi finale kadar taşınacak bir koz olarak kullanılacak. Klasik bir hamle ama işliyor, çünkü karakterin en yumuşak karnına dokunuyor. Öte yandan yeraltı meselesinin sürekli ertelenmesi riskli; izleyici dört sezondur aşağı inilmesini bekliyor, bu kadar geciktirilen bir vaadin karşılığı güçlü olmak zorunda. Eğer aşağıda bizi klişe bir laboratuvar ya da sıradan bir çete merkezi karşılarsa hayal kırıklığı büyük olur. Benim beklentim, orada karakterlerin geçmişine dair somut bir gerçeğin ortaya çıkması. Bir de romantik hattın nasıl işleneceği önemli; tamamen atılmasını savunmuyorum açıkçası, çünkü Yeraltı'nın duygusal tarafı da bir kitleyi tutuyor. Sorun dengede. Aksiyonla duygu iç içe geçerse kimse şikayet etmez, ama biri diğerini boğarsa ortaya ne o ne bu bir şey çıkar. Çarşamba akşamı ekran başında olacağım, ilk yarım saat bana bütün sezon hakkında fikir verecek. Umarım bu sefer bekleyişimizin hakkını verirler.