Şunu söyleyeyim, Altı Üstü İstanbul 16. bölüm fragmanı klasik "ne olacak şimdi" fragmanlarından değil; daha çok yasla açılan, kendini ağır ağır anlatan bir fragman olmuş. Açılıştaki o fotoğraf karesi bile bir sürü şeyi anlatıyor aslında, izleyicinin "0:07'deki o fotoğraf da ne" diye takılması boşuna değil, çünkü orada kadraja giren yüz bize daha sonra çok şey söyleyecek gibi duruyor. Evin içindeki matem havası, perdelerin kapalılığı, kimsenin yüzüne bakamaması… Emir için dökülen gözyaşları neredeyse bütün sahneleri kaplamış durumda. Ama işte fragmanın en can alıcı tarafı da burada: herkes Emir'in arkasından ağlarken Uzay'ın arkasından ağlayacak kimsesi yok. İzleyicinin de en çok takıldığı nokta bu zaten, çünkü Uzay bu dizinin başından beri kimsesizliğiyle var olan karakter, ölümünde bile aynı yalnızlığı yaşıyor olması insanın içini acıtıyor. Bir insanın gidişinin hiç kimsenin hayatında boşluk açmaması, ölümün kendisinden daha ağır bir şey. Fragmanda Pamuk nenenin o donuk bakışı, Bahtiyar'ın gözünden tek damla yaş gelmemesi de aslında bu evin duygusal olarak ne kadar dengesiz olduğunun göstergesi. Galip tarafı ise bambaşka; tek oğlunu kaybetmiş bir baba olarak değil, sanki elinden bütün kartları alınmış bir adam olarak duruyor. Yüzündeki o çaresizlik oyunculuk adına fragmanın en iyi anı. Hiko dedenin sahneleri ise yine gerilimi yükseltiyor, o adam ne zaman kadraja girse ortalık karışıyor çünkü.
Gelelim asıl meseleye: bence ikisi de ölmedi, bu konuda izleyicinin sezgisine katılıyorum. Dizinin anlatım biçimi ölümü göstermekten çok ölüm fikrini kullanmayı seviyor; ceset, kesin bir veda sahnesi, net bir kapanış yok. Bu da bana Emir ile Uzay'ın bir noktada iş birliği yapıp ortadan kaybolduğu teorisini güçlendiriyor. Belki de Galip'in üstüne gitmek, onu köşeye sıkıştırmak için ikisi birlikte kurduğu bir plandır bu. Eğer öyleyse asıl bomba, bu planı öğrenen ilk kişinin kim olacağı. Bence Pamuk nene sezecek, çünkü o kadın acıyı da yalanı da kokusundan tanıyor. Diğer yandan senaryo gerçekten birini kaybetmeyi seçtiyse, bunun Uzay olması dizinin en acı hamlesi olur; çünkü onun arkasından ağlayacak kimse bulunmayışı, izleyiciyi karakterin yerine ağlar hale getirir ve bu da aslında çok güçlü bir anlatım. Bazen bir karakteri en çok, kimsenin yokluğunu fark etmemesi büyütür.Hiko dede meselesine gelince, izleyicinin "şuraya bir kalp krizi yazsan senarist" esprisi çok yerinde ama bence o adam daha uzun süre bu ailenin kaderiyle oynayacak; hesabını kendi eliyle vermesi daha anlamlı olur. Benim asıl beklentim Galip cephesinden büyük bir itiraf gelmesi, belki geçmişte yaptığı bir şeyin bütün bu olanların sebebi olduğunun ortaya çıkması. O fotoğraf da tam buraya oturuyor zaten. Bir de şunu söylemeden geçmeyeyim, dizi son üç bölümde tempoyu iyi topladı ama duygu sömürüsüne fazla yaslanırsa seyirci soğur; o yüzden 16. bölümde ağlama sahnelerinden çok gerçeği öğrenme sahneleri görmek istiyorum. Umarım senarist de bu dengeyi kurar, yoksa bu kadar gözyaşı bir süre sonra etkisini yitirir. Siz ne düşünüyorsunuz, gerçekten öldüler mi?
Bölüm Yorumu
Altı Üstü İstanbulŞunu söyleyeyim, Altı Üstü İstanbul 16. bölüm fragmanı klasik "ne olacak şimdi" fragmanlarından değil; daha çok yasla açılan, kendini ağır ağır anlatan bir fragman olmuş. Açılıştaki o fotoğraf karesi bile bir sürü şeyi anlatıyor aslında, izleyicinin "0:07'deki o fotoğraf da ne" diye takılması boşuna değil, çünkü orada kadraja giren yüz bize daha sonra çok şey söyleyecek gibi duruyor. Evin içindeki matem havası, perdelerin kapalılığı, kimsenin yüzüne bakamaması… Emir için dökülen gözyaşları neredeyse bütün sahneleri kaplamış durumda. Ama işte fragmanın en can alıcı tarafı da burada: herkes Emir'in arkasından ağlarken Uzay'ın arkasından ağlayacak kimsesi yok. İzleyicinin de en çok takıldığı nokta bu zaten, çünkü Uzay bu dizinin başından beri kimsesizliğiyle var olan karakter, ölümünde bile aynı yalnızlığı yaşıyor olması insanın içini acıtıyor. Bir insanın gidişinin hiç kimsenin hayatında boşluk açmaması, ölümün kendisinden daha ağır bir şey. Fragmanda Pamuk nenenin o donuk bakışı, Bahtiyar'ın gözünden tek damla yaş gelmemesi de aslında bu evin duygusal olarak ne kadar dengesiz olduğunun göstergesi. Galip tarafı ise bambaşka; tek oğlunu kaybetmiş bir baba olarak değil, sanki elinden bütün kartları alınmış bir adam olarak duruyor. Yüzündeki o çaresizlik oyunculuk adına fragmanın en iyi anı. Hiko dedenin sahneleri ise yine gerilimi yükseltiyor, o adam ne zaman kadraja girse ortalık karışıyor çünkü.
Gelelim asıl meseleye: bence ikisi de ölmedi, bu konuda izleyicinin sezgisine katılıyorum. Dizinin anlatım biçimi ölümü göstermekten çok ölüm fikrini kullanmayı seviyor; ceset, kesin bir veda sahnesi, net bir kapanış yok. Bu da bana Emir ile Uzay'ın bir noktada iş birliği yapıp ortadan kaybolduğu teorisini güçlendiriyor. Belki de Galip'in üstüne gitmek, onu köşeye sıkıştırmak için ikisi birlikte kurduğu bir plandır bu. Eğer öyleyse asıl bomba, bu planı öğrenen ilk kişinin kim olacağı. Bence Pamuk nene sezecek, çünkü o kadın acıyı da yalanı da kokusundan tanıyor. Diğer yandan senaryo gerçekten birini kaybetmeyi seçtiyse, bunun Uzay olması dizinin en acı hamlesi olur; çünkü onun arkasından ağlayacak kimse bulunmayışı, izleyiciyi karakterin yerine ağlar hale getirir ve bu da aslında çok güçlü bir anlatım. Bazen bir karakteri en çok, kimsenin yokluğunu fark etmemesi büyütür. Hiko dede meselesine gelince, izleyicinin "şuraya bir kalp krizi yazsan senarist" esprisi çok yerinde ama bence o adam daha uzun süre bu ailenin kaderiyle oynayacak; hesabını kendi eliyle vermesi daha anlamlı olur. Benim asıl beklentim Galip cephesinden büyük bir itiraf gelmesi, belki geçmişte yaptığı bir şeyin bütün bu olanların sebebi olduğunun ortaya çıkması. O fotoğraf da tam buraya oturuyor zaten. Bir de şunu söylemeden geçmeyeyim, dizi son üç bölümde tempoyu iyi topladı ama duygu sömürüsüne fazla yaslanırsa seyirci soğur; o yüzden 16. bölümde ağlama sahnelerinden çok gerçeği öğrenme sahneleri görmek istiyorum. Umarım senarist de bu dengeyi kurar, yoksa bu kadar gözyaşı bir süre sonra etkisini yitirir. Siz ne düşünüyorsunuz, gerçekten öldüler mi?