Altı Üstü İstanbul ekibi üçüncü fragmanları neredeyse bir gelenek haline getirdi ve açıkçası bu sefer ellerine sağlık, gerçekten dolu dolu bir kesit koymuşlar önümüze. Fragmanın açılışındaki o kısa Duru tepkisi bile tek başına konuşulmaya değer; kadın öyle bir şaşırıyor ki insan "sen zaten bu işin içindeydin, neyine şaşırıyorsun" demeden edemiyor. Bu tepkinin samimiyeti tartışmalı, çünkü Duru'nun bildiği ama söylemediği bir şeyler olduğu baştan beri havada asılı duruyor. Fragmanın kalbi ise hiç şüphesiz Sadık'ın o repliği: "baba katili olmak istemiyorum, bana yardım etsenize" derkenki hali insanın içini acıtıyor. Çocuk resmen köşeye sıkışmış, ne yaparsa yapsın kaybedecek bir noktada ve etrafında ona gerçekten sahip çıkacak kimsenin olmaması durumu daha da ağırlaştırıyor. Bir insanın kendi babasından kaçarken kendi vicdanından kaçamaması, bu dizinin en iyi işlediği yerlerden biri. Bir diğer güçlü an Melek ile Naz'ın birbirleri için duyduğu o tarifsiz endişe; ikizlerin ayrı ayrı ekranda gösterildiği o saniyeler bile aralarındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu anlatmaya yetiyor. İkisi de karşısındakinin başına bir şey gelmesinden ödü kopuyor ama ikisi de birbirinden bir şeyler saklıyor, bu ikilem hoşuma gitti. Fragmanın 33. saniyesindeki o sahne ise doğrudan mideye yumruk gibi; kimin gözyaşı, kimin ayrılığı olduğu tam netleşmese de ciddi bir kırılma yaşanacağı ortada. Çiftlerin hepsine ayrı ayrı yer verilmesi de akıllıca olmuş, kimse ekranda unutulmamış.
Şimdi işin tahmin kısmına gelirsek, ben Sadık tarafında büyük bir patlama bekliyorum. O çocuk yardım istiyor ama bence kimse zamanında yetişemeyecek ve olay istemeden, kazayla bir yere varacak. Belki tetiği o çekmeyecek, belki araya biri girecek ama sonuçta ölen ya da ağır yaralanan biri olacak ve suç yine Sadık'ın üstüne kalacak. Bu diziden bu kadarını beklemek yanlış olmaz, çünkü karakterlere hep en zor seçimi yaptırıyorlar. Melek ve Naz tarafında ise klasik ikiz kurgusunun devreye girmesi ihtimali yüksek; biri diğerinin yerine geçecek, ya da en azından biri ötekini korumak için tehlikeli bir yalanın içine girecek. İkizlerin birbirini korumak için attığı adımların ikisini de daha büyük belaya sürüklemesi bence bu sezonun en trajik hattı olacak.Duru konusunda ise şüphelerim devam ediyor, o şaşkınlık maskesinin arkasında hesaplı bir kadın var ve er ya da geç gerçek yüzü ortaya çıkacak; çıktığında da etrafındaki herkesi yakacak. Çiftler tarafında bir nefes alma, bir mutlu sahne umuyorum ama dizinin geçmişine bakınca mutluluğun ömrü genelde on dakikayı geçmiyor, o yüzden fazla ümitlenmemek lazım. İzleyici olarak asıl merak ettiğim, üçüncü fragmanda gösterilen o üzücü kesitin bölümün başında mı sonunda mı geleceği; eğer sonunda gelirse bir hafta boyunca hepimiz aynı sahneyi konuşuruz. Kısacası bu bölüm hem duygusal hem gergin geçecek gibi duruyor, ekip de bunu bile bile fragmanı böyle kurgulamış. Bakalım Sadık o vicdan savaşından çıkabilecek mi, yoksa bu şehir bir kişiyi daha mı yutacak.
Bölüm Yorumu
Altı Üstü İstanbulAltı Üstü İstanbul ekibi üçüncü fragmanları neredeyse bir gelenek haline getirdi ve açıkçası bu sefer ellerine sağlık, gerçekten dolu dolu bir kesit koymuşlar önümüze. Fragmanın açılışındaki o kısa Duru tepkisi bile tek başına konuşulmaya değer; kadın öyle bir şaşırıyor ki insan "sen zaten bu işin içindeydin, neyine şaşırıyorsun" demeden edemiyor. Bu tepkinin samimiyeti tartışmalı, çünkü Duru'nun bildiği ama söylemediği bir şeyler olduğu baştan beri havada asılı duruyor. Fragmanın kalbi ise hiç şüphesiz Sadık'ın o repliği: "baba katili olmak istemiyorum, bana yardım etsenize" derkenki hali insanın içini acıtıyor. Çocuk resmen köşeye sıkışmış, ne yaparsa yapsın kaybedecek bir noktada ve etrafında ona gerçekten sahip çıkacak kimsenin olmaması durumu daha da ağırlaştırıyor. Bir insanın kendi babasından kaçarken kendi vicdanından kaçamaması, bu dizinin en iyi işlediği yerlerden biri. Bir diğer güçlü an Melek ile Naz'ın birbirleri için duyduğu o tarifsiz endişe; ikizlerin ayrı ayrı ekranda gösterildiği o saniyeler bile aralarındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu anlatmaya yetiyor. İkisi de karşısındakinin başına bir şey gelmesinden ödü kopuyor ama ikisi de birbirinden bir şeyler saklıyor, bu ikilem hoşuma gitti. Fragmanın 33. saniyesindeki o sahne ise doğrudan mideye yumruk gibi; kimin gözyaşı, kimin ayrılığı olduğu tam netleşmese de ciddi bir kırılma yaşanacağı ortada. Çiftlerin hepsine ayrı ayrı yer verilmesi de akıllıca olmuş, kimse ekranda unutulmamış.
Şimdi işin tahmin kısmına gelirsek, ben Sadık tarafında büyük bir patlama bekliyorum. O çocuk yardım istiyor ama bence kimse zamanında yetişemeyecek ve olay istemeden, kazayla bir yere varacak. Belki tetiği o çekmeyecek, belki araya biri girecek ama sonuçta ölen ya da ağır yaralanan biri olacak ve suç yine Sadık'ın üstüne kalacak. Bu diziden bu kadarını beklemek yanlış olmaz, çünkü karakterlere hep en zor seçimi yaptırıyorlar. Melek ve Naz tarafında ise klasik ikiz kurgusunun devreye girmesi ihtimali yüksek; biri diğerinin yerine geçecek, ya da en azından biri ötekini korumak için tehlikeli bir yalanın içine girecek. İkizlerin birbirini korumak için attığı adımların ikisini de daha büyük belaya sürüklemesi bence bu sezonun en trajik hattı olacak. Duru konusunda ise şüphelerim devam ediyor, o şaşkınlık maskesinin arkasında hesaplı bir kadın var ve er ya da geç gerçek yüzü ortaya çıkacak; çıktığında da etrafındaki herkesi yakacak. Çiftler tarafında bir nefes alma, bir mutlu sahne umuyorum ama dizinin geçmişine bakınca mutluluğun ömrü genelde on dakikayı geçmiyor, o yüzden fazla ümitlenmemek lazım. İzleyici olarak asıl merak ettiğim, üçüncü fragmanda gösterilen o üzücü kesitin bölümün başında mı sonunda mı geleceği; eğer sonunda gelirse bir hafta boyunca hepimiz aynı sahneyi konuşuruz. Kısacası bu bölüm hem duygusal hem gergin geçecek gibi duruyor, ekip de bunu bile bile fragmanı böyle kurgulamış. Bakalım Sadık o vicdan savaşından çıkabilecek mi, yoksa bu şehir bir kişiyi daha mı yutacak.